23 Mart 2010 Salı

Beynin kimyasını değiştiren "aşk mevsimi"

Bir zamanlar dillerden düşmeyen şarkıdaki gibi, güneşli yağmurların başlamasıyla ''her bahar aşık olanlar''ın bunu yaşadıkları hormonal değişimlere borçlu olduğu bildirildi.
- Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Zülküf Önal, hormonal değişimler nedeniyle bahar ve yaz aylarında duyguların yoğun hissedildiğini ve çok daha kolay aşık olunduğunu bildirdi. Önal, ''Kompleks nörobiyolojik bir fenomen olarak güven, inanç, haz ve ödül aktivitelerinin beyinde yer aldığı bir süreç'' anlamındaki aşkın limbik sistemin bütünlüğünün işareti olduğunu söyledi.
Mevsimsel değişimlerin aynı zamanda duygusal değişimlere de neden olduğunu belirten Önal, ''Hormonal değişimler nedeniyle bahar ve yaz aylarında duygular yoğun hissedilirken çok daha kolay aşık olunuyor'' dedi.
Romantik aşkın hayat verip motive ettiğini, bu sürecin insan türünün devamlılığı için de gerekli olduğunu anlatan Önal, beynin belli bölümlerinin aşk konusunda farklı rolleri olduğunu bildirdi.

Beyinde aşkla ilgili rolü olan bölümler
Önal, kadınlarda erkeklerden daha geniş olan ''Ön singulat kortex''in seçenekleri tartıp kararları verdiğini, endişe merkezi olduğunu belirtti. Bu bölümün düzgün çalışması durumunda dikkatin farklı şeylere yoğunlaşabildiğini, zor durumlardan çıkış yolları bulunduğunu, hataların bağışlandığını, geçmişin acılarının unutulduğunu, iyimser bir bakış açısıyla geleceğe umutla bakıldığını, ilişkinin iniş ve çıkışlarıyla baş edilebildiğini kaydetti.
Kadınlarda daha geniş ve erkeklere nazaran 1-2 yıl daha erken olgunlaşan ''Prefrontal korteks''in ise duyguları kontrol ettiğini ifade eden Önal, ''Beyin korteksi, kişinin duygusal ve cinsel anlamda yaşadıklarından öğrendiklerini daha sonra kullanılmak üzere depolama işlevini görür. Frontal korteks de kişiler arası ilişkiler, duygusal ve cinsel seçimlerde ve kişisel eğilimlerde görev alacak öğrenme işini üstlenmiştir'' diye konuştu.
Önal, duyma, okuma, sosyal işaretleri okuma, kısa süreli hafıza, anıları uzun süreli kaydetme, müziği işleme, seslerin tonu ve duygu durum dengesi ile ilişkili olan ''Temporal korteks''in doğru çalışması durumunda da duygusal denge, doğru anlama, uygun kelimeleri kullanma ve hafızayı canlı tutmayı sağladığını belirtti.
Endişe merkezi olan ''Bazal gangliya''nın da duygu, düşünce ve hareketleri bütünlediğini, vücudun rölanti ayarını yaptığını, hareketleri yumuşattığını, motivasyonu düzenleyip zevke vasıta olduğunu kaydeden Önal, ''Bazal ganglion olarak adlandırılan accumbens çekirdeği, bir ilişkiyi ya da cinsel işlevi başlatmada ve zevk alma işlevinde uyarıcı görev üstlenir'' dedi.

Limbik sistem ve hormonlar
Limbik sistemin ise olumlu ve olumsuz duygusal hafızayı depoladığını, uyku ve iştah döngülerini kontrol ettiğini, kokuları doğrudan işlediğini anlatan Önal, ''Doğru çalıştığı zaman kişi iyimser olur ve rahat ilişki kurar. Aldıkları bilgileri süzgeçten geçirip çevresindekilere olumlu olarak yansıtır. Neşeli, cinsel açıdan çekici ve tutkulu olabilir'' şeklinde konuştu.
Vücutta aşktan sorumlu bazı hormon ve moleküller de bulunduğuna dikkati çeken Önal, bunlardan ''feniletilamin''in beyinde aşkla ilgili oluşan en önemli kimyasal olduğunu; güçlü, kontrolü elinde tutan, herşeyi tüketen, bazen sadece işle ilgilenen bazen de baştan çıkarıcı olan ''östrojen''in de beyne kendini iyi hissettiren kimyasallar olan dopamin, serotonin, asetilkolin ve norepinefrinin ''arkadaşı'' olduğunu söyledi.
''Progesteron''un ise ''Östrojenin arka planda kalan güçlü kardeşi'' olduğunu belirten Önal, zaman zaman ortaya çıkan bu hormonun, ''bazen östrojenin etkilerini tersine çeviren bir fırtına bulutu gibi olduğunu, bazen de arada eriyip gittiğini'' bildirdi.
''Testesteron''un, ''iddialı, odaklanmış, her şeyi tüketen, erkek, baştan çıkartıcı, saldırgan ve hissiz'' olduğunu, ''Dhea''nın ise ''Bütün hormonların koruyucusu, bağımsız, baştan çıkarıcı, hayatın özünü içinde barındıran, enerji verici, testesteron ve östrojenin anne ve babası'' niteliği taşıdığını anlatan Önal, ''Gençlikte bol miktarda bulunur, yaşlandıkça azalır''
''Adrenalin''in kalp hızını artırdığını, tansiyonu yükselttiğini, vücudu tetikte tuttuğunu, zevk ve heyecanın zeminini hazırladığını kaydeden Önal, ''Dopamin''in de zevk, motivasyon ve konsantrasyonla ilgili olduğunu söyledi. Önal, ''Bu hormon beynin ödül merkezinde yer alır. Yeterli dopamin düzeyi kendine güveni artırır. Aşkın ilk dönemlerinde yüksek dopamin, düşük serotonin seviyesi gözlenir'' diye konuştu.
''Serotonin''in de iyi hissettiren bir molekül olduğunu vurgulayan Önal, bunun duygu durumunun düzenlenmesi ve duygusal esneklikte rol oynadığını bildirdi.
Düşük serotonin düzeyine yeni aşıkların yanı sıra depresyon, anksiyete, obsesif-kompulsif bozuklukta rastlandığına anlatan Önal, şunları söyledi:
''Bu düşük seviyeye paralel olarak tutkulu aşıklarda bazal gangliya ve ön singulat girusda artmış aktivite tespit edilmiştir. Aşırı serotonin artışına neden olan antidepresif ilaçlar ise cinsel işlev bozukluğuna neden olur. İlk bakışta aşk vardır. Üstelik bunu sağlayan kimyasal karışım, uzun bir beraberliğin garantisidir. İlk bakışta aşkın mistik bir yanı yoktur, aşk ve cazibeyi yöneten duygular değil, moleküllerdir.''
Kadınlardaki limbik lobun erkeklerden daha büyük olduğunu bildiren Önal, bunun kadınların ilişkilerde daha istikrarlı ve tutarlı olmalarını sağladığına dikkati çekti.
''Aşkın kimyasal senfonisi'' denilen hormonların işleyişi ile ilgili de bilgi veren Önal, östrojen, testesteron, nitrik oksit ve feromonların ''çekim''; adrenalin, noradrenalin, dopamin, serotonin ve feniletilenaminin ''karasevda''; oksitosin ve vazopressinin ''bağlılık''; azalan serotonin ve endorfinin ise ''ayrılık''tan sorumlu olduklarını bildirdi.

''Romantik aşkı tetikleyen görsel uyarı"
Sıradan bir konuşma yapan bir erkekle kadının beyinlerinin taranmasıyla yapılan çalışmadan da söz eden Önal, ''Erkeğin beyninde cinsellikle ilgili bölgeler aktive olurken aynı durum kadın beyninde izlenmemiştir. Erkek bu görüşmeyi potansiyel bir cinsel randevu olarak görürken, kadın bu durumu 'konuşan iki insan olarak' algılamıştır. Romantik aşkı tetikleyen görsel uyarıdan başka bir şey değildir. Sanıldığı gibi ses, zeka, cazibe veya sosyal ve finansal statünün bir önemi yoktur'' diye konuştu.
Aşık olan bir kişinin beynindeki korteks, anterior singulat, hipokampus, striatum, nukleus acumbens bölgelerinin aktive olduğunu kaydeden Prof. Dr. Mehmet Zülküf Önal, ilk bakışta birbirinden etkilenen çiftlerin incelendiği bir araştırmada, simetrik kemik yapısının beğenide etkili olduğunun, bunun doğacak çocukların genetik yapısını belirlediğinin tespit edildiğini söyledi.
Aşkın, başladığı ilk dönemde beynin ödül devrelerini tetikleyerek kokain, eroin, morfin gibi uyuşturucu etkisi yarattığını kaydeden Önal, bu etkinin 6-8 ay kadar sürdüğünü bildirdi.
10 yıldan fazla evli 5 bin çift üzerinde yapılan bir araştırmaya göre evlilikteki romantizmin 7 yıldan daha az sürdüğünü anlatan Önal, şunları söyledi:
''Yeni evliler arasındaki romantizm 2 yıl, 6 ay, 25 gün sonra bitiyor. Bu süreden sonra erkekler düzenli, kadınlar da bakımlı olmayı bırakıyor. Evliliğin 3. yılında çiftlerin yüzde 83'ü yıl dönümlerini kutlamak için çaba sarf etmemeye başlıyor. Araştırmaya katılan çiftlerin yüzde 83'ü evliliklerinin ilk aylarında el ele tutuşurken, 937.5 gün sonra bu oran yüzde 38'e düşüyor. İlk yıllarda günde 8 kez birbirlerine sarılan çiftler, ilk yıldan sonra bunu yapmamaya başlıyor. Araştırmaya göre, bu oranlar dışarıda sürpriz bir akşam yemeği ve televizyon kumandasının paylaşılması için de geçerli.''
Önal, aşkın stresi azalttığını ve sağlıklı bir yaşam için gerekli olduğunu da vurguladı.
dedi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder